Dokuz ışık's profileBU ÜLKEYİ YA SEVECEKSİ...PhotosBlogListsMore Tools Help

BU ÜLKEYİ YA SEVECEKSİN , YADA DEFOLUP GİDECEKSİN.

dokuz ışık

Occupation
Location
Interests

Video

 
Loading...

KITLAMA ÇAY İÇMENİN RİVAYETİ NEDİR ?

 
Bazı şehirlerimizde, meselâ Erzurum'da, çay

içilirken şeker çaya karıştırılmıyor, kıtlama

yapılıyor. Bunun çıkışı ise çok ilginç...

 

Eskiden meselâ İran'da çaya tatlandırıcı olarak

hurma ve üzüm katılıyordu. İngilizler İran'a şeker

satmaya kalktıklarında bunu başaramadılar.

Sonra İranlı Mollalarla irtibat kurdular. (İranlı

Mollaları bizim Diyanet İşleri Başkanlığı gibi

düşünelim.) İngilizler Mollaların vereceği fetva

karşılığında kazancın % 10'nu teklif ettiler.

 

Nitekim bir Cuma Namazı'nda (İran'da Cuma

Namazları o bölgenin en büyük camisinde ve çok

kalabalık olarak kılınıyor) Cuma Hutbesi'nde

Mollalar şu vaazı verdi: 'Siz Allah'ın nimeti olan

hurma ve üzümü nasıl olur da çaya katarsınız!

Bundan böyle çaya şeker katacaksınız!' Bu

vaazdan sonra İranlılar çaya şeker katmaya

başladılar. İşler yoluna girince İngilizler Mollalara

verdiği % 10 payı satışların iyi gitmediği

gerekçesiyle vermemeye başladı. Bunun üzerine

Mollalar ikinci bir fetva verdi Cuma Hutbesi'nde:

'Gâvur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir!.' 
 

Bu fetva üzerine İranlılar evlerindeki şekerleri

sokaklara döktü... İngiliz firmaları bunun üzerine

baktılar olacağı yok, Mollalarla yeniden masaya

oturdu. Fakat Mollalar bu sefer % 20 pay istedi.

İngilizler çaresiz kabul etti. Mollalar Cuma

Hutbesi'nde bu sefer şöyle fetva verdi:

 

'Biz size çaya şeker katmayın dedik ama

sokaklara dökün de demedik, şekeri sokağa

dökmeyeceksiniz, şekeri çaya batıracak ve

böylece gâvur icadı şekere Boy Abdesti

aldıracak ve öyle içeceksiniz.'
 
 

HAYDİ ASLANLARIM ZAFERİNİZ BOL OLSUN.

TÜRK
 
ÜZÜLMEYİN BE KOÇLARIM.TEK YÜREK SİZİNLEYİZ...ZAFER SİZİN OLACAK

COCA COLA NIN ANLAMI

      YUKARIDAKİ RESİMDE HER GÜN TÜKETTİĞİMİZ İÇECEĞİN ANLAMINI GÖRÜYORSUNUZ.YERLİ KULLANALIM,TAVSİYE EDELİM

ermeni KİNİ

 


             ermeni'lerden Türk Bayrağına Hakaret

                                                                 25 Nisan 2008 

           Erivan'daki sözde Ermeni soykırımını anmaya katılan Ermenilerin yere serdikleri Türk bayraklarını ayaklar altına aldıkları gözlendi.

Reuters'ın servis ettiği fotoğraflarda Erivan'da düzenlenen resmi törende sözde Ermeni soykırımını anma iddiasıyla Soykırım Anıtı'na gelenler Ermenilerin yerlere attıkları Türk bayraklarının üzerlerinde gezindikleri görüldü.

Sarkisyan: Soykırım propagandasını iki katına çıkartalım'

9 Nisan'da cumhurbaşkanlığı koltuğunu Robert Koçaryan'dan devralan Sarkisyan, Ermenilerin sözde soykırımın yıldönümü ilan ettikleri 24 Nisan törenlerinde yaptığı konuşmada soykırımı dünyaya kabul ettirene kadar mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerini belirtti.

 1915 olaylarının uluslararası toplum tarafından 'soykırım' olarak tanınması ve kınanmasının, 'kaçınılmaz' olarak Ermenistan dış politikasının parçası olmaya devam edeceğini vurgulayarak, "Tüm Ermenilerin anavatanı, Ermenistan Cumhuriyeti, bu tarihî adaletin yerini bulması yönündeki çabalarını iki katına çıkarmalı." çağrısında bulundu. Ermenistan lideri, bugün takip ettikleri hedefin intikam ve düşmanlık hisleri içermediğini iddia ederken, Sarkisyan, "Yarından itibaren Türkiye ile ilişkileri normalleştirmeye hazırız." ifadesini kullandı.

KIZIL ELMA NE DEMEKTİR

 
KIZIL ELMA

 
 
Bir milletinin yürütücü kuvvetine “ülkü” denir. Toplumlardaki kişileri birbirine bağlayan nesne, sadece kök birliği, çıkar ve ihtiyaç değil, bunlarla birlikte ve aynı zamanda ülküdür.

Ülküsüz topluluk yerinde sayan, ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır. Sözlük anlamı “and” ve “uzak hedef” demek olan “ülkü”, topluluğu aynı yolda yürüten bir kuvvettir ki, bu uğurda insanlar birbirlerine karşı içten sözleşmiş gibidirler.
Ülkü, ilkönce, insanların gönüllerinde, gönüllerinin derinliğinde, şuuraltında, hayallerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Daha sonra da büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar. Bu hamle sırasında da ülkülü millet, kahramanlar ardından gönül isteği ile koşar. Bütün bu uğraşmalar arasında da millet yürür; önce manen, sonra maddeten ilerler, olgunlaşır, erginleşir.
Türk destanlarından çıkan anlama göre, Türklerin ülküsü, fetihler sonunda büyük ve üstün bir devlet kurarak bu devletin içinde bolluğa ve mutluluğa kavuşmaktır. Aşağı yukarı, her millet, aynı şekildeki milli gayelerin ardındadır. Milletlerin çapına, kaabiliyetine göre milli ülkülerin ayrıntılarında farklar olmakla beraber, ana çizgiler bakımından hepsi birbirine benzer: Büyümek ve rahatlığa kavuşmak!
Türkler, kendi ülkülerine niçin “kızılelma” demiştir, bunun sebebini bilmiyoruz. Yalnız bu addaki saflık ve tabiilik, Türk ülküsünün çok eski olduğunu göstermek bakımından manalıdır. Kızılelma adı, ülkünün aydınlardan önce halk arasında doğduğunu gösterse gerektir.
Kızılelma ülküsü, Osmanlıların parlak çağlarında iyice belirip şekillenmiş ve konak konak, Türk büyüklüğünün, yükseklik fikrinin, ilahi bir gayenin timsali haline gelmiştir. Bu büyük düşünce olmasaydı, XI. Yüzyılda Anadolu’ya gelen, ençok bir milyon Türk, Bizans’ın Asya ve Avrupa’daki topraklarında rastladıkları diğer Türklerin birkaç tümenlik hrıstiyanlaşmış döküntülerinin yardımı ile de olsa, bu dünya çapında devleti kurup dört kıta “dördüncüsü Okyanusya’dır” üzerindeki teşkilat ve medeniyet şaheserini yaratamazdı.
Milletlere milli inanç ve güvenç veren ülkünün ne büyük bir kuvvet olduğunu anlamak için bugünkü olaylara bakmak yeter:
60 milyonluk bir millet olmalarına rağmen dağınık, teşkilatsız ve geri olan Araplar, milli ülküleri olan Arap Birliği düşüncesi sayesinde toparlanma yoluna girmişlerdir. Ülkülerinden aldıkları güçle, Filistin işinde İngiltere ve Amerika’ya kafa tutmaktadırlar. Ülkü sahibi millet oldukları için de dünyada itibarları ve değerleri artmıştır. Bizim için çok büyük isret ve ders olan şu olay, Arapların itibarını göstermesi bakımından manalıdır: Birleşmiş Milletler teşkilatının 11 üyeli Güvenlik Konseyi’nin beşi “Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin” daimi, altısı geçicidir. 1945 yılında, bu altı üyelik için seçim yapıldı. 900 yıllık büyük bir geçmişi ve tarihi olan, askeri devlet olarak nam kazanmış bulunan Türkiye bu seçimde ancak bir tek oy alarak Konsey’e giremediği halde, İngiliz işgalinden henüz kurtulamamış olan ordusuz, donanmasız Mısır, 45 oy alarak bu üyeliğe seçildi. Demek ki, o zamanki Birleşmiş Milletler teşkilatına dahil bulunan 50 devletten 45’i, Mısır’ı bizden daha itibarlı ve üstün görmüştü.
1946’da geçici üyelik için yapılan seçimde de, Türkiye’ye kimse oy vermediği halde, Suriye 45 oy aldı. Bir iki yıllık bir devlet olan o zamanki üç milyon nüfuslu Suriye’nin Türkiye`ye tercih edilmesinin sebebi açıktır: Suriye, bir ülkünün ardındadır. Yani prensip sahibidir. Bundan dolayı da, düşmanlarının bile saygısını kazanmıştır.
Yahudiler de, ülkü sahibi olmanın ikinci bir ibret verici örneğidir. Korkaklığı atasözü haline gelen bu millet, bugün, bir milli ülkünün ardında, herhangi bir millet kadar cesaretle çarpışıyor. Milli kahramanlar ve bu milli kahramanlar, idama mahkum edildikleri ve bağışlanma dileğinde bulunurlarsa ölümden kurtulacakları halde, İngiltere’den af dilemeyerek milletlerine şeref vermek suretiyle ölüyorlar. Bu milli ülkü sayesinde, Filistin’deki yarım milyon yahudi (O zaman Filistin’de yarım milyon Yahudi vardı), yalnız Araplarla değil, koca İngiltere ile savaşı göze alıyor, Amerika’ya meydan okuyor. Milli ülküye yapışmak sayesinde Yahudiler o kadar kuvvetlenmişledir ki, bugün İngiltere imparatorluğu onlara karşı bir şey yapamıyor. Tebaasında bir tek kişinin hapse atılmasını savaş sebebi sayan İngiltere, bugün, İngiliz askerlerinin öldürülmesine, İngiliz subaylarının kaçırılıp dayak atılarak horlanmasına, masum İngiliz çavuşlarının Yahudiler tarafından canice asılmasına ses çıkaramıyor.
Bütün bunların en önemli sebebi Arapların ve Yahudilerin olağanüstü kuvvetli olmasıdır. Bu kuvvet maddi değil, manevidir, Yani ülkü kuvvetidir.
Kızılelma ülküsüne “tehlikeli maceracılık” diyenler, bugünkü Araplar ile Yahudilere bakıp düşünmelidirler. Hele Yahudiler 2000 yıl önce kaybettikleri vatanlarını yeniden ele geçirmek ve yalnız kitaplarda kalmış olan İbrani dilini diriltip bir konuşma dili haline getirmek uğrundaki çalışmaları ile dünyaya örnek olmuşlardır.
Biz ise bir yandan “Bir TÜRK dünyaya bedeldir” vecizesine inanmış görünürken, bir yandan da kendimizi baltalayıp inkar ettik. Büyüklükten korktuk. Küçüklüğü benimsedik ve milli ülkü ile delilik diye alay ettik. Güvenlik Konseyindeki seçimler göstermiştir ki, kimseden bir şey istememek, herkesle hoş geçinmek, ittifaklar yapmak bir millete itibar sağlamıyor. Kızılelma ülküsünü bir delilik sayacaksak, büyüklükten değil, yaşamaktan da vazgeçmeliyiz. “Tarihi görevini yapmış ve artık ölmeye yüz tutmuş bir topluluk” olmayı kabul etmeliyiz. Eski Asurlular, Hititler, Romalılar gibi haritadan silinmeye razı olmalıyız. Buna razı değilsek milli ülkünün peşine düşmeliyiz ve demiryolu yapmakla birkaç fabrika kurmayı ülkü diye göstermek gafletinden çekinmeliyiz.
Ülküler için “maddi faydası nedir?”, “uygulanabilir mi?” diye düşünmek doğru değildir. Hiçbir inanç riyazi mantığa vurulmaz. Tanrı’nın varlığı da riyazi metod ile isbat edilememiştir. Fakat yüz milyonlarca insan ona inanmakta ve bu inançtan güç almaktadır. Ülküler de böyledir.
Kızılelma ülküsünün gerisinde savaşlar ve büyük sıkıntılar görüp de korkanlar bulunabilir. Kendi rahatı ve keyfi kaçmasın diye insanlık davası (!) güdenler, ülküyü inkar edenler her zaman, her yerde çıkabilir. Fakat bir milletin içinde büyük bir çoğunluk milli ülküye inandıktan sonra, geri kalanlar da ister istemez bu milli akıntıya uymaya mecburdurlar. Bizim için önemli olan, dost kılıklı yabancıların milli ülküyü güya milli çıkar adına baltalamasının önüne geçmektir.
Bir topluluktan ortak ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz. Ortak düşüncesi olmayan toplulukta, herkes, yalnız kendi çıkar ve zevkini düşünür. Böyle bir toplulukta fedakarlık, saygı, nezaket kalmaz. Bencillik, kabalık, rüşvet, iltimas ve namussuzluğun türküsü alır yürür. Maddileşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı? Kızılelma, Türk milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasıl faydasız, zararlı, hatta zehirli nesneleri yerlerse; Türk milleti de “Kızılelma” kendisine yasak edildiği için marksizm ve kozmopolitizm gibi zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor.
Fakat artık bu devir kapanmıştır. Gittikçe uyanan milli şuur karşısında gafiller ve hainler, Türk milletini daha çok aldatamayacaklardır. Kızılelmanın yolunu kapatamayacaklardır.
Ziya Gökalp’ın mısraları düsturumuz olacaktır:

Demez taş, kaya
Yürürüz yaya...
Türküz, gideriz Kızılelmaya.

Kızılelma, 1.sayı, 31 Ekim 1947
__________________





 
Vatan namustur, Vatan şereftir,
Vatan korunacak tek hedeftir.



Vatan sevdadır, Vatan aşktır,
Vatan için fedakarlık bir başkadır.



Vatan candır, Vatan kandır,
Vatana sahip çıkmak imandandır.
 

yaşı yoktur sevmenin

312034kp0nn1luwc1

Gençlikte alevlenir, heyecanla coşarsın
Zordur sevdanın yolu, yaşı yoktur sevmenin
Bilmez isen sevmeyi, arkasından bakarsın
Varsa eğer yüreğin, yaşı yoktur sevmenin.......


Ömrünce kovalarsın, havanda su döversin
Seviyorum sanarak, aynı yerde dönersin
Olur olmaz kırılır, kendin boşa üzersin
Nefes almak gibidir, yaşı yoktur sevmenin......


Ömrün sonbaharında, gezdin durdun bağlarda
Bir bülbül dönmüş güle, sevda söyler dağlarda
Böyle yürek atışı, olur mu bu çağlarda
Çarpıyorsa yüreğin, yaşı yoktur sevmenin......

İkinci bahar olur yep yeni bir ad ile,
Depreşir yaraların yeniden gelir dile
Kemale ermiştir ki yürek tanımaz hile
Erekte vuslat varsa,yaşı yoktur sevmenin.......
 

TÜRK MİTOLOJİSİNDE VE GELENEĞİNDE 9 RAKAMININ ÖNEMİ NEDİR ?

• Türk mitolojisinde dünyayı yaratan Kara Han, dünyanın tam merkezine dokuz dallı çam ağacı dikmişti.
• Altaylara göre insanın iskeletinde; baş, bel, diz, topuk, ayak bileği, omuz, dirsek, avuç ve el bileği olmak üzere dokuz ek vardır.
• Şamanların davulunda Tanrı Ülgen’in kızının dokuz ve bir anlatışta da üç resmi vardır.
• Şamanların giydikleri “manyak” adındaki hırkanın sağ kolunda dört, sol kolunda beş olmak üzere toplam dokuz çıngırak bulunmaktadır.
• Türk destanlarına göre Dokuzoğuz’lardan büyük bir soy türemiştir.
• Yakutlara göre gök tanrıları dokuzdur.
• Türk destanlarına göre Oğuz’un verdiği şölende dokuz ile ilgili olarak 900 at, 9000 koyun kesilmiş ve 90 havuzda kımız yapılmıştır.
• Altay Türklerinin bir kıyamet tasvirinde denizin dibinde dokuz çatallı karataş vardır ki, kıyamet zamanında bu taş dokuz yerinden ayrılacak, demirden ve koyu sarı renkte atlara binmiş dokuz savaşçı etrafa saldıracaktır. (Kaynak Türk Mitolojisi)
• Ölen kişi için yapılacak esas tören için çadır hazırlanır. Bu çadırın bir çıkış yeri, bir de giriş yeri vardır. Giriş yeri bu dünyayı, çıkış yeri de öteki dünyayı sembolize etmektedir. Şaman, çadırın önüne gelerek, giriş yerine dokuz kez vurur ve böylece zararlı cinleri ürkütmüş olur.
• Hastalık tedavisi için şaman davulu üzerine su iyelerini temsil eden iki balık tasvir edilir. Balıkların iç hastalıklarını iyileştirdiğine inanılır. Eğer kam kötü ruhlardan daha güçlüyse onları dağ ruhlarının hanının yaşadığı dokuz denizin sonuna kadar sürebilir. Eğer kam zayıfsa, yolun yarısından döner ve balık hastayı yeniden alt eder.
• Şaman cübbesinin yakasından sallanan dokuz küçük kukla Ülgen’in dokuz kızını, küçücük cübbeler onların elbiselerini temsil eder.
• Altay ve Sibirya şamanlığında inanca göre şamanlar göğe çıkarlar ve göğün dokuz katını dolaştıktan sonra yere inerlerdi. Şamanın göğe çıkmasından önce bir tören yapılır ve şaman, dokuz şaman çırağının tuttuğu beyaz bir keçe üzerine konarak dokuz defa döndürülürdü.
• Tanrı Ülgen’in dokuz oğlu ve dokuz kızı vardı. Oğullarının ve diğer elçilerinin yardımıyla kamiara yoi göstererek insanları yukarıdan yönetirdi. Bulutlar, Tanrı Ülgen’in duygularını yansıtırdı.
• Tanrı Ülgen’in dokuz kızı ilâhî saflıkları ve güzellikleri nedeniyle ak olarak anılırdı. Ak, Altay Türkçesinde cennet demekti. Kamların ilham perileri olan akkızların şaman davullarına resimleri yapılır, kimi zaman da sembolleri, şaman cüppesine dikilirdi. Sadece iki tanesinin adı bilinirdi: Kiştey Ana ve Erke Soldon.
• Bir de yeraltı dünyası vardı ki burasının hanı Erlik’ti. Erlik Han’ın da Karakızlar denilen dokuz kızı vardı. Kamlar, yeryüzünü yeraltına bağlayan kapılardan geçtiklerinde Erlik’in karakızları, eğlence ve oyunlarla kamları kandırarak işlerinden alıkoyar, onları kendilerine çekerlerdi. Aslında çok alımlı değillerdi ama cilveli, işveli dişilerdi.
• Türk kağanlarının dokuz tuğu bulunurdu.
• Radloff’un saptadığı Manas Destanı’nda Manas’ın gömülüşü anlatılırken, ölüsünün dokuz gün bekletildiği, işlemeli giyimlerinin dokuz parçaya bölünüp halka üleştirildiği anlatılır.
• Osmanlı Türklerinde de görülen, verilen armağanın dokuz sayısı ile ölçülmesi geleneği çok eskilere dayanır.
• Marco Polo, Cengizli Kaganlığı’nda büyük hana verilen armağanların dokuz kat olarak sunulması gerektiğini söyler.
• Dede Korkut Kitabı’nda geçen dokuzlama çargap armağanların en büyüğüdür.
• Dede Korkut Kitabı’nda, Deli Dumrul doğduğunda babası dokuz buğra öldürür.
Dede Korkut Kitabı’nda Oğuz beğlerinin toylarında onlara dokuz karagözlü kâfır kızları sağrak (bardak, kadeh) sürerler, badyalar dokuz yerde kurulur, Oğuz alpı övünürken düşmanın dokuzunu bir yerine saydıracağını söyler, dört tür kadın içinde en kötüsü sabahleyin daha elini yıkamadan dokuz bulamaç yer.
• “Dokuz” kelimesinin Eski Türkçedeki söylenişi tokuz’dur. Eski Türk boylarının kimilerinin adlarında dokuz sözcüğü geçer. Örnek Tokuz Oğuz (Dokuz Oğuz), Tokuz Ogur (Dokuz Ogur), Tokuz Tatar (Dokuz Tatar).
• Altay şamanları, omuzlarında dokuz ok (Yebe) ve yay (Ya) simgelerini eksik etmezler. Onlara göre bu dokuz ok ile yaya, Kuday’dan tartkan, yani Tanrı’dan uzatılan şeylerdir.
• Altay Türklerinde şaman (kam), Ülgen’e (Tanrı’ya) kurban sunmak için göğe çıkar. Bu yolculuk üç gün sürer. Kurbanı göğün dokuzuncu katına çıkarınca Ülgen’e sunar.
• Altay Türklerine göre, Yeraltı ve gök dokuzar kattır.
• Altay şamanizminde Ülgen’in dokuz kızı ve dokuz oğlu varken, kötülüğün simgesi olan Erlik Han’ın (Erlik Han bir tür şeytandır) da aynı biçimde dokuz kızı ile dokuz oğlu vardır.
• Yine Altay Türklerinde, Örüs Sara adını taşıyan bahar bayramı dokuz mart’ta kutlanır.
• Altaylıların Gök Tanrı Kurbanı ile Dağ Kurbanı bayramlarının törenleri dokuz gün sürer.
• Altay Türklerinde ilkbahar âyinine de dokuz masum kız ile dokuz masum erkek katılır.
• Altay Türklerinin Yaratılış Destanı’nda Tanrı, evreni yaratırken bir de dokuz dallı bir ağaç yaratır. Sonra Tanrı, her dokuz dalın kökünden birer kişi yaratır ve her kişiden birer oymak türer (toplam dokuz kişi, dokuz oymak).
• Anohin, Altay Türklerinin inanışında yer alan ve yer altında yaşayan Abra ve Yutpa adlı iki büyük canavarla ilgili bilgiler verirken şöyle der: “Yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra’nın tasviri, şamanın giysisine asılır. Abra’nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü, parlak bakır düğmelerden, ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara örülmüş dokuz püskül eklenir.” Altay Türklerinin kutsal yaşam (gök) ağacı da dokuz dallıdır.
• Güney Sibirya’da yaşayan Minusinsk Tatarlarının söylediği bir destanda, İrle Han’ın evinin önünde bir kara ağaç vardır. Bu ağacın kökünden dokuz ağaç yükselir.
• Bir Güney Sibirya masalında yer altındaki kötü ruhlar, masalın kahramanı olan çocuğa dokuz zincir vurur ve hapsederler.
• Kuzey Asya masallarında altın yeleli, gümüş üzengili, kuyruğu dokuz örmeli, dokuz kolanlı atlardan söz edilir.
• Saka (Yakut) Türklerinin Er Sogotoh Destanı’nda gök, dokuz katlıdır; yine bu destanda Kara Han’ın dokuz kızı vardır. Ayrıca gök ruhları da dokuz adettir.
• Göktürkler çağında bir kişi kağan olduğunda, bir kalkan (ya da bir keçe) üzerine konup, göğe kaldırılarak dokuz kez döndürülürdü.
Göktürk Anıtları’nda, Tokuz Ersin (Dokuz Ersin) adındaki bir yerden söz edilir.
• Hülâgu’nun karısı ve en yakın danışmanı olan Hristiyan kadının adı Dokuz Hatun idi.
• Türk destanlarında dokuz ağaç, dokuz boy, dokuz dallı ağaç, dokuz dev, dokuz felek, Dokuz Oğuz gibi tabirler çokça geçer.
• Türkler Ergenekon’dan, bir rivayete göre dokuz martta, bir rivayete göre de yirmi bir martta (Nevruz Bayramı’nın kutlandığı gün) çıkmışlardır.
• Oğuz Destanı’nın İslâmî versiyonunda Oguz Kagan, oğulları ve ordusu bir seferden sağ esen dönünce, büyük bir toy hazırlanmasını buyurur. Büyük bir otağ diktirir ve otağın her direğini altınla kaplar. Yakut, safir, zümrüt, firuze gibi değerli taşlar ve incilerle süsletir. Bu olay, destanda şu sözcüklerle anlatılır:
Bir ev tikdi altundan ol şehriyar,
Kim ol evden felek evi kıldı ârâ.
Tokuz yüz yılkı (at), tokuz bin koy (koyun) öltürdi,
Bulğardan (deriden) toksan tokuz havuz kıldurdı,
Tokuzına arak (rakı), toksanına kımız tolturttı.
Barça (bütün) nökerlerin (beğlerin) keltürtti (getirtti).
• Ebül Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terâkime (Türkmenler’in Şeceresi) adlı eserine göre Oguz Kagan’ın oğlu Gün Han, verdiği bu şölende dokuz yüz at ile dokuz bin koyun kestirir, deriden yapılmış dokuz havuza kımız doldurtur, doksan deri havuza da kımız saldırır.
• Manas Destanı’nda ağulanıp ölen Manas’ın cenaze töreni anlatılırken, dokuz sayısı büyük rol oynar. Destanda, Manas’ın ölüsü dokuz gün bekletilir. Doksan kısrak kesilir, halka dokuz kat kumaş dağıtılır. Manas dirilince, kırk yiğidi bunu öğrendiğinde her biri dokuz deve ile dokuz inek kestirir.
• Manas Destanı’nda Köl-Çora, dokuz çobanlı bir sürüde aş pişirir.
• Sakalarda (Yakut) yaşlı Şaman, genç şaman adayını yüksek bir dağın başına ya da bozkıra götürerek ona Şaman giysisi giydirir; eline bir davul ile at kılı sarılı bir söğüt dalı verir. Adayın sağında dokuz erkek, solunda dokuz kız çocuk yer alır.
• Sakalarda (Yakut) Şaman, insanlarda çeşitli akıl hastalıklarına neden olduğuna inanılan dişi ruh için, dokuz kakım, dokuz sarı sıçan, dokuz kokarca, dokuz güvercin azad edeceğine söz verir.
• Bir Moğol boyu olan Buryatlarda şaman adayının, şaman olabilmesi için bir tören düzenlenir. Bu tören dokuz gün sürer. Dokuzuncu gün bir keçe üzerine oturtulan aday, havaya kaldırılarak Şaman ilân edilir.
• Altaylılarda Kam, ruhları kovmak için, giysisine bir takım şeyler de takar. Bunların arasında kollara, sırta takılan küçük zil ve çıngıraklar vardır. Bu arada, cübbenin kollarının alt kısmına, 4’ü sağda, 5’i solda olmak üzere dokuz adet, bakırdan yapılmış küçük çıngıraklar asılıdır. Çıngırakların üst sırasında ise dokuz küçük yay vardır. Bu arada sırt kısmında, yakanın hemen altına rastlayan yerden dokuz bebek sarkar. Bunlar Ülgen’in kızlarını simgelerler.
• Güney Altaylılarda şaman davulunun tokmağı (orbu) genç bir kayın ağacından yapılır. Tokmağın diğer yüzüne süs olarak üç ya da dokuz halka takılıdır.
• Radloff’a göre. Kamın gök yolculuğu için gereken hazırlıklara akşam saatlerinde başlanır. Tören yeri, ıssız bir ormanda kurulan bir çadırdan ibarettir. Kam. önce sürüden kurbanlık bir at seçer. Hayvanı kesmeden önce, göğün dokuzuncu katına çıkarak kurbanı, gökteki en büyük ruhun (Ülgen) onayına sunar. Kurban beğenilirse, hemen o akşam kesilir. Göğün dokuzuncu katına ulaşınca, kurbanın ruhunu Ülgen’e sunar.
• Telengitlerde bir ulu Şaman vardı. Ya Oyrot Hanın kendisi, ya da Elzen Hanın oğlu hastalanmıştı. Han Şaman Abıs’ı ona kamlık etmek için çağırdı. Abıs Karez gelip hastayı kurtardı. Han ona yılkıdan dokuz at, bir de seyis verdi.
• Hakaslar ölülerinin arkasından yılda altı kez yemek verirlerdi ve kirek dedikleri duaları okurlardı. Kirek günlerinde evdeki dua bittiğinde kara ruhu evden kovmak gerekirdi. Aksi hâlde kara ruh evde olanlara mutsuzluk getirirdi. Bunun için bir at kafatası, dört at bacağı, dokuz adet kuşburnu dalı, dokuz parça kuşüzümü ağacı dalı, dokuz siyah taş, üç akdiken dalı ve orak demiri hazırlanırdı.

BİR GARİP HİKAYE.

                                                     HER ŞEY ASLINA ÇEKER

Bir padişah Hızır’ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı:

-Kim bana Hızır'ı gösterirse onu armağanlara boğacağım,dedi.

Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki:

-Hanım ben padişaha Hızır'ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır'ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz.

Adamın karısı kanaatkar biriydi:

- Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten, dedi.

Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır'ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır'ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti:

-Benim aslında Hızır'ı falan bulacağım yoktu. Ailece sıkıntı çekiyorduk. Hızır'ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim, dedi.

Padişah buna çok kızdı:

-Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi? diye bağırdı.

Adam da her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu.

Birinci vezire sordu:

-Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?

-Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.

Bu sırada peyda olan, nurani bir genç, vezirin sözleri üzerine söyle dedi:

-Küllü şeyin yerciu ila aslihi

Padişah ikinci vezirine sordu:

-Bu adama ne ceza verelim?

-Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.

Biraz önce ansızın ortaya çıkan genç yine:

-Küllü şeyin yerciu ila aslihi, dedi.

Padişah üçüncü vezire sordu:

-Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim? Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.

Nurani genç yine söze karıştı:

-Küllü şeyin yerciu ila asıhı

Bu defa padişah o çocuğa yöneldi:

-Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?

Genç cevap verdi:

-Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk doldururdu. O da babasına çekti. Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz "Herkes aslına çeker" demektir.

Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu.

MÜŞDELER OLSUN ANZAK TURİSTLER GELMİİİİİİİŞŞ

                 İŞGALCİLERİN TORUNLARI GELDİ

 







Dünyanın bir ucundan kalkıp işgal etmek için geldikleri Anadolu topraklarında saldırganlıklarının bedelini CANLARIYLA ödeyen Anzaklar, Çanakkale’deki mezarlarında birer İBRET abidesi olarak yatıyor.

Saldırgan dedelerinin can verdiği topraklara “turist” olarak gelen Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar, ziyaretleri sırasında ülkelerinin 93 yıl önceki ayıbını izah etmekte zorlanıyor. Ülkemizi İŞGAL için gelen ancak MEHMETÇIK’in yazdığı kahramanlık destanı sonunda Çanakkale’de ağır yenilgiye uğrayan Anzak’ların torunları, her yıl olduğu gibi bu yıl da dedelerinin mezarlarını ziyarete geldi. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’ndaki , Anzak Koyu, Tek Çam Anıtı, 57. Alay Anıtı ve Conk Bayırı’nda Anzak mezarlarını ziyaret eden Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar, işgalci dedelerinin ne büyük bir hata yaptığını ancak Çanakkale’ye geldiklerinde anlayabildiklerini belirtiyorlar.

Dedelerinin İngiliz emperyalizminin kurbanı olduğunu vurgulayan Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar, “İstilaci güçlerin torunları olarak buralarda bulunmak bizler için çok acı bir durum” diye duygularını dile getirip, vatanlarını savunmak uğruna ŞEHİT düşen Mehmetçik’e takdirlerini
sunuyorlar.



Anzaklar kimdir
Birinci Dünya Savaşı’nda, İngilizlere destek vermek amacıyla oluşturulan birliklere Anzak  adı verilmişti. Anzak, Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu anlamına gelen (Avustralia and New Zeland Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen bir kısaltma. Anzaklar, Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli cephelerinden ve Türk kahramanlığının anıtlaşmış örneklerinden biri olan Çanakkale’de büyük yenilgiye uğramışlardı.


 

Kara harekâtına kalkışmaları sonları oldu

Deniz yoluyla amacına ulaşamayacağını anlayan İŞGALCİLER, 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası’na bir kara harekatı başlattılar. Anzakların başı çektiği bu savaşlarda ağır bir yenilgiye uğratılan düşman askerlerinden sağ kalanlar CANINI KAÇARAK zor kurtardı

AMERİKAN DOLARININ ANLAMI

Bir dolarlık ABD banknotlarının üzerinde, bazı ilginç işaretler yer alır. Doların bir yüzünün iki tarafında iki ayrı daire, dairelerin içinde de iki ayrı şekil vardır. Şeklin birisi, bir pençesinde oklar, diğer pençesinde zeytin dalı tutan bir kartaldır. Kartalın tepesinde yıldızlar bulunur.

Diğer dairenin içinde ise tepe kısmı, içine bir göz oturtulmuş olan bir üçgenle tamamlanan bir piramit yer alır. Kimileri bunları doların üstüne konmuş rasgele şekiller olarak algılayabilir. Oysa bu işaretler, dolara has şekiller değildir.

Bu işaretler, "Amerika Birleşik Devletleri'nin Büyük Mührü"dür, ABD'nin resmi sembolüdür. İki daire, mührün iki yüzünü oluşturur.

Mührün üzerinde böylesine ayrıntılı bir şekilde durmamızın nedeni, mührün bazı önemli mesajlar içermesidir. ABD "dünyanın ilk masonik ve de Kabalist cumhuriyeti" dir. Bu iki özellik, ABD'nin Büyük Mührü'ne de yansıtılmıştır. Amerikalı tarihçi Robert Hieroni- mus, ABD'nin Büyük Mührü konusundaki sayılı uzmanlardan biridir.

Konu hakkında "Amerikan Büyük Mührü'nün arka yüzünün tarihsel bir analizi ve Hümanist psikoloji ile ilişkisi" başlıklı bir doktora tezi veren Hieronimus, mühür hakkındaki bazı önemli bilgileri America's Secret Destiny adlı kitabında da aktarır. Mührün öyküsü şöyledir:

4 Temmuz 1776'da Kongre, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson ve John Adams'dan oluşan bir komiteye Amerikan mührünü dizayn etme görevini verdi. Pierre Eugene Du Simitiere adlı bir portre ressamı komiteye alındı. Böylece, büyük ölçüde Franklin'in tasarısına dayalı olarak ilk mühür oluşturuldu: Bir yüzde Musa ve onunla birlikte denizden kurtularak güvenli bir toprağa ayak basan İsrail oğulları yer alıyordu. Musa eliyle denize işaret ediyor, denizde ise Firavun'un askerleri boğulurken görülüyordu. Bulutlardan çıkan bir ateşin ışıkları Musa'ya ulaşıyordu. Bunun yanında Jefferson da bir öneri getirmişti: Mührün ön tarafına, çölde gündüzleri bir bulut, geceleri de ateşten bir sütunla kendilerine yol gösterilen İsrail oğulları’nın konulmasını teklif ediyordu.

Birinci komiteden Benjamin Franklin'in mühür için getirdiği teklif: Bir yüzde Hz. Musa'nın önderliğinde güvenli topraklara ulaşan İsrail oğulları, diğer yüzde Kabala sembolü "üçgen içinde göz". ABD'nin mason kurucularının getirdikleri her iki teklifin de "İsrail oğulları" ile ilgili olması bir rastlantı değildi sanırız.

"İsrail oğulları’nın ayak bastığı güvenli toprak"ın Amerika olduğu mesajı veriliyordu. Mühür için ortaya atılan bu teklif, Püritenlerin Amerika'ya yüklediği misyonun, masonlar tarafından devam ettirildiğini de belgeliyordu.
Mührün diğer yüzüne yerleştirilen ünlü Kabalistik "üçgen içindeki göz" sembolü de aynı gerçeğin bir işaretiydi.

Fakat Kongre fazla açık ve cüretkar bulduğundan olacak Ocak 1777'de bu birinci komitenin teklifini kabul etmedi. Ve üç yıl sonra yeni bir komite oluşturuldu. Bu komitenin teklifi de kabul edilmeyince, mührü belirleme işi 4 Mayıs 1782'de toplanan üçüncü komiteye kaldı.

Bu komite, bugünkü mührü oluşturdu. "İsrail oğulları”nın izi, ilk komitenin mühründeki kadar belirgin olmasa da, bu mühürde de yer alıyordu. Ön yüzde, kartalın başının hemen üstünde, beş köşeli yıldızlardan oluşan altı köşeli bir siyon yıldızı bulunuyordu.

Arka yüzde ise Yahudi-masonik sembol "üçgen içinde göz" yerini koruyordu. ABD mühründeki masonik-Kabalistik etki, daha sonra da çeşitli uzmanlar tarafından dile getirildi:

1934 yılında eski başkan yardımcısı Henry A. Wallace, başkana, mührün her iki yüzünün de demir paralar üzerine basılmasını içeren bir öneri götürdü... Başkan Roosevelt bunu kabul etti ve o tarihten sonra mühür ABD paralarının üstünde görülmeye başlandı...

Wallace'ın mühür ile yakından ilgilenmesinin ardında esoterik konularla yakından ilgilenmesi yatıyordu. Bir teori, Wallace'ın ilgisinin Kabalistik amaçlara dayandığını öne sürer... İşin bir başka ilginç yanı hem Wallace'ın hem de Başkan Roosevelt'in mason olmasıdır.

Profesör Norton, mührün arka yüzünün 'çok açık bir masonik amblem' olduğunu söyler. Bu görüş Paul Foster Case gibi çeşitli akademisyenler tarafından da desteklenmektedir.

Esoterik geleneğe bağlı yazarların çoğu da mührün özellikle arka yüzünün, masonluk, Gül-Haç ve İllüminati gibi örgütlerden kaynaklandığını bildirmiştir. Bu geleneğin ünlü isimlerinden Wyckoff, şöyle der: 'Bizim mührümüz masonluğun bir yansımasıdır, masonluğun ve okültizmin'

Hieronimus'un bildirdiğine göre, "üçgen içinde göz" sembolünün altında yer alan piramit de gerçekte masonik bir semboldür. Mühürde yer alan piramit, ünlü Büyük Giza Piramidi'dir. İlginç olan ise Giza Piramidi ile Kabala arasında ilişki olmasıdır:

Oxfordlu bir matematikçi ve astronom olan John Greaves, Büyük Piramid hakkında yaptığı araştırmalarla tanınıyor. 1683'te piramidin matematiksel özelliklerini inceliyor. Greaves'in araştırması, aynı zamanda piramidin Kabalistik yorumlarının da temelini oluşturuyor. Diğer bir deyişle ABD mührünün arka yüzündeki piramidin kökenleri Kabalistik etkiler taşıyor. Greaves'e göre ise, büyük piramidin kendisi Kabala'yla ilintilidir.

Piramidin başka ilginç yorumları da vardır. Bazı Gül-Haç ve mason ekolleri, Büyük Piramit'in ritlerdeki dereceleri temsil ettiğine inanırlar.

Amerikan mühründeki bir başka ilginç şifre, her iki yüzde de yer alan Latince ifadelerdir. Ön yüzde kartalın ağzına yerleştirilmiş olan E Pluribus Unum (Birçokların arasında bir tane) ifadesi Eski Ahit'in Yahudilere verdiği "seçilmiş halk" payesini hatırlatır.

Hieronimus, bu ifadenin de Eski Ahit'le paralel olduğunu vurguluyor.
Arka yüzde, üçgen içindeki gözün üstünde ve altında yer alan ifadeler ise daha da ilginçtir: Annuit Coeptis ve Novus Ordo Seclorum...

Yani "Başlanmışın Tamamlanması" ve "Yüzyılın Yeni Düzeni"... Eğer "Seclorum" kelimesinin ilk anlamı olan "yüzyıl"ı değil de, ikinci anlamı olan "seküler" (din dışı) karşılığını alırsak, ABD mühründeki ifade çok daha ilginç bir hale gelir: "Başlanmışın Tamamlanması... Yeni Seküler Düzen"...

Şimdi ilk başta şu aşağıdaki piramidi ele alalım: (dosya ektedir)

*13 Katlı taş piramit.

*Altındaki alanda "NOVUS ORDO SECLORUM" yazıyor. Yani "YENİ ÇAĞIN DÜZENİ" Novus Ordo Seclorum kelimesi 17 harften oluşuyor.

*Piramidin tepesinde tek göz simgesi var.

*Resmin üst tarafında "ANNUIT COEPTİS" yazıyor. Yani "BİLİNMİŞİN TAMAMLANMASI" gibi bir anlamı var.

*Annuit Coeptis kelimelerinin harf toplamı 13'tür.

*Piramidin en altında roma rakamıyla bir tarih yazmaktadır. "MDCCLXXVI"

M:1000 D:500 C:100 L:50 X:10 V:5 I:1 ise bu tarih; 1776 Yani ABD'nin doğum günü. Ve illumunatinin kuruluşu (1mayıs1776)

resimleri

Bir de, bu şeklin üzerine Yahudi yıldızı eklediğimizde çıkan sonuca bakın;

resimleri

Ve aşağıdaki kartal şeklindeki rakamlar da bir hayli ilginç;

*Kartalın üzerinde 13 Tane yıldız. (Dikkat ederseniz yıldızların genel görüntüsü yine Yahudi yıldızı oluşturulmuş şekilde)

*Kartalın bir ayağında 13 Yapraklı zeytin dalı var.

*Kartalın diğer ayağında 13 Tane OK var.

Zeytin dalı barış anlamında, ok ise savaş anlamında. Ben 13'ten güçlü bir rakam tanımıyorum. Yani burada anlatılmak istenen "SAVAŞ TA BİZİM ELİMİZDE, BARIŞ TA" Kısaca denge koruma görevi söz konusu.

*Ve 13 Çizgili bayrak.

Dikkat ettiğimizde 13 rak..... çok önem verildiğini göreceksiniz. Hz.İsa'nın ayın 13'üne rastlayan cuma günü öldürülmesi ve müritlerinden 13'üncüsünün Hz.İsa'ya ihanet etmesi nedeniyle Hıristiyan halkı 13 rak..... nefretle bakıyor. Hal böyleyken bu rakamların ABD'nin parasında kullanılması düşündürücü.

resimleri

Ve ABD'nin bu macerasının son bulacağı ana, adım adım yaklaşıyoruz;

Aşağıdaki şekle dikkatle bakın. Piramit 13 katlıydı ve 13. kattan sonraki bölüm ayrık. Bizim ilk tarihimiz 1776. Yine paradaki 13 rakamını kullanarak bu tarihe her basamakta 13 rakamını ekleye ekleye çıkıyoruz zirveye.

Kat Numarası / Tarih / Rakamlarının toplamı(düzeneği görmemiz açısından)

18. kat 2010 2+0+1+0=3
17. kat 1997 1+9+9+7=26=2+8=8
16. kat 1984 1+9+8+4=.... = 4
15. kat 1971 1+9+7+1=9
14. kat 1958 1+9+5+8=5
13. kat 1945 1+9+4+5=1
12. kat 1932 1+9+3+2=6
11. kat 1919 1+9+1+9=2
10. kat 1906 1+9+0+6=7
9. kat 1893 1+8+9+3=3
8. kat 1880 1+8+8+0=8
7. kat 1867 1+8+6+7=4
6. kat 1854 1+8+5+4=9
5. kat 1841 1+8+4+1=5
4. kat 1828 1+8+2+8=1
3. kat 1815 1+8+1+5=6
2. kat 1802 1+8+0+2=2
1. kat 1789 1+7+8+9=7
zemin 1776 1+7+7+6=3


Buradaki şekle göre parada son tarih 2010 görünüyor. Ve şekil, altın çağda olduğumuzu göz önüne seriyor.

resimleri

Bu aşağıdaki yeşil mühürde de "the Department of the Treasury" yazıyor. Yani "Hazine ile ilgili bölüm" anlamında. Şeklin içerisindeki beyaz alanın üst tarafında bir terazi, alt tarafında ise bir anahtar şekli bulunuyor. Terazi bildiğiniz gibi denge anlamında. Yani; "dengenin anahtarı bizde" "denge sağlama görevi bizim" türünde bir şeyler yansıtılmak isteniyor. Terazi şeklinin masonların sembollerinden olduğunu da söylememe gerek yok sanırım.

Ayrıca içerisinde anahtar ve terazi sembolünün bulunduğu beyaz alan, yeşil bir bant ile bölünmüş. Bu yeşil bandın üzerinde 13 tane beyaz nokta var. İşte yine 13 rakamı.

resimleri

Kartalın ağzında bir şerit var. Şeridin üzerinde "E Pluribus Unum" kelimeleri yazıyor. Türkçe anlamı, "çoğulun arasında tek" yani "seçilmişlik" Ayrıca "E Pluribus Unum" kelimeleri toplam 13 harftir.

Bir de şu var. Piramidin dibinde roma rakamıyla MDCCXXVI yazıyordu. Yani 1776. Bu rakamları sıra ile "MDC - CXX - XVI şeklinde" üçgenin kenarlarına yerleştirdiğimizde eski bir sayı düzeneği ortaya çıkıyor. Sanırım Babil imparatorluğunun sayı düzeneği. Dikkat ederseniz, burada "666" sayısı var gözlere çarpan. (600+60+6) Bu sayıyı da uzun uzun anlatmaya gerek yok, duymuşsunuzdur.

Aşağıda bu konuyla ilgili bir şekil var, inceleyin isterseniz.

resimleri

Bu eklediğim resim de doların tasarımıyla ilgili 1960'ların bir belgesi.


resimleri
 

KIYAMETTE İLK SORGU ÜÇ KİŞİYE

 

Ebu Hureyre radıyallahü anh'den anlatılır:

ResulüIlah aleyhisselam şöyle buyurdu:

Kıyamet gününde üç kişi ilk olarak sorguya çekilir:

Birincisi, cihad esnasında ölen kimsedir ki, Allah'ın huzuruna getirilir ve Allah , kendisine verilmiş olan nimetleri önüne serer. O da,bunlara nail olduğunu itiraf eder. Bunun üzerine Allah kendisine:

Bu mazhar olduğun nimetler içerisinde ne yaptın? diye sorar. O da:

Senin yolunda şehid oluncaya kadar savaştım, cevabını verir. Allah Teala:

Yalan söylüyorsun; sen yiğit desinler diye savaştın ve sana y iğit dediler de, der. Sonra meleklerin kendisini almalarını emreder ve yüz üstü sürüklendirilerek cehenneme atılır.

İkincisi, ilim tahsil edip başkasına da öğreten ve Kur'an okuyan kimsedir ki, bu da Allah'ın huzuruna getirilir ve Allah kendisine verilmiş olan nimetleri bir bir sayar ve önüne serer. O da bunları tasdik eder. Ve Allah kendisine:

Bu eriştiğin nimetler içerisinde ne yaptın? diye sorar. O da:

İlim tahsil ettim, ilmi başkasına öğrettim ve senin rızan için Kur'an okudum. diye karşılık verir: Allah kendisine:

Yalan söylüyorsun, sen ilmi, alim desinler diye öğrendin. Kur'an-ı da güzel Kur'an okuyan kişi desinler diye o kudun. Ve sana böyle dediler de, der. Sonra meleklere kendisini almalarını emreder ve yüz üstü sürüklendirilerek cehenneme atılır.

Üçüncüsü de, Allah'ın kendisine bolluk verdiği, malların her çeşidini ihsan ettiği kimsedir ki. Allah'ın huzuruna getirilir ve Allah kendisine verilen nimetleri karşısına çıkarır. O da bütün bunların kendisine verildiğini kabul eder ve Allah sorar:

Şu nail olduğun nimetlerle ne yaptın?der. O da:

Verilmesini istediğin ne kadar yer varsa, hep o yerlerde ve o yolda,dağıttım, diye cevap verir. Allah Teala:

Yalan söylüyorsun. Sen bütün bunları kendine " ne cömerd adam! " dedirtmek için yaptın. Ve sana böyle dediler de, der. Sonra meleklere onu almalarını emreder . Ve yüz üstü sürüklendirilerek cehenneme atılır.

IRAKLI KESKİN NİŞANCI

   

"

GÖZ

BİNALARINIZDA İÇİNİZ GİBİ

 ikiz kulleler                                                                                                        HER ZAMAN BÖYLE KURTULAMASSINIZ Açık ağızlı

Q

manzara

4

harketliyamurvebayrakit16437

SEÇME ŞİİRLER

                         İHANET

Gülmek ağlamaya rahat sıkıntıya ihanet
Düşman eden insanı ağızdaki bir parça et

Nefret sevgiye kör; gözler biricik sevgiliye ihanet
Firak'ın vuslata lal olmuş dilim gönlüme ihanet

Vaveylalarım asudeliğine; izanım sensiz ihanet
Çöllerim bahçelerine, dikenler güllerine ihanet.

Mahşerin yalnızlığıma; vaveylan sükutuma ihanet
Aynalar yüzüme; gölgeler efsun aydınlığına ihanet


Cellat gözlü şehirler, medeniyet köylerine ihanet
Karanlık kafesler ki gözlerde, ümitli gözlere ihanet
.....................
.....................
 
 BENİM PAYIMA HEP İHANET DÜŞTÜ

Köprüydüm geçenler kör sandı beni
Sırtıma binenler yer sandı beni
Candan sevdiklerım el sandı beni
Hep benim payıma ihanet düştü

Güvercindim gök yüzünde salındım
Bir buğday tanesi buldum sevindim
Şahin pençesine düştüm bölündüm
Hep benim payıma ihanet düştü

Ben bir kayıp idim soranım yoktu
Yiğittim arkamda duranım yoktu
Düştüğümü sanıp vuranım çoktu
Hep benim payıma ihanet düştü

Keşke taş olsaydım diye düşündüm
Yağmur yağdı dolu vurdu aşındım
Toprak olup elden ele taşındım
Hep benim payıma ihanet düştü

4

4826yanlizligim
 
Photo 1 of 11

                                 

   y1ptLwBNhbBn3quFsKdOZpvCRMyVgb2CyT9ZwdXMbcMzcnr2iS-cinOr04g-h50n3wxgUPla8C5TxM                                                                                   

                

.

 

                   iskeleliulkuculer_bozkurt09    

.

  Heyy Come On

                                                     

   Bu kadar zamandır  sayfamdasınız.....  
 Kırmızı gül    Kırmızı gül    Kırmızı gül    Kırmızı gül    Kırmızı gül    Kırmızı gül    Kırmızı gül    Kırmızı gül    Kırmızı gül                                                                                           Geçen Her Saniye Ömürden gidiyor Farkındamısınız Solmuş gül
Bak bu Kadar Daha Yaşlandıkntper

                                                     

                       EY  GÖNÜL DOSTLARIM HOŞ GELDİNİZ , SAFALAR GETİRDİNİZ

                                   DOSTAN GELEN HER ŞEY BAŞIM ÜSTÜNE

 

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
HÜLYAwrote:
Ben Bir TÜRKÜM !...
Ben;Orta Asya'dan Türeyen, Anadolu'da Büyüyen, Avrupa İçlerine Yürüyen TÜRK'üm !
Ben;Dağlarda Gemi Gezdiren, Taşlara Destanlar Kazdıran, Tarihi Baştan Yazdıran, TÜRK'üm !
Ben;Adalete, Ben Mertliğe Örnekler Veren, Ölüm - Kalım Savaşına Gülerek Giden, Yeryüzünde Her Murada Eren TÜRK'üm !
Ben;Sancaklara, Tuğlara Baş Eğdiren, Beylere, Paşalara Hil'at Giydiren, Kılıcını Üç Kıt'ada Gezdiren TÜRK'üm !
Ben;Atilla'yı, Yavuz'u, Fatih'i Var Eden, Kralları, İmparatorları Kendisine Yar Eden, Düşmanına Dünyasını Dar Eden TÜRK'üm !
Ben;Zafer Rüyasını Görenlere Saç Yolduran, Hezimete Uğratıp, Ümitleri Solduran, Müzelerde Baş köşeleri Dolduran TÜRK'üm !
Ben;Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım, Benden Bahseder Destanım, Ağıtım, TÜRK'üm, Ben TÜRK'üm, Taa İliklerime Kadar TÜRK'üm !..
Ya Siz Kimsiniz ?
Feb. 18

-*-*-*-*-*-*-*-*-*-* BiN YAŞA YıLAN -*-*-*-*-*-*-*-*-*-Bin yaşa sen ey yılan
Bana dokunmadıysan
Bana ne ondan bundan
Ben dostunum bil yılan

Lay lay lom hayat bana
Derdim yok senden yana
Sok sataşanı sana
Ben dostunum bil yılan

Karışmam haksızlığa
Alıştım safsızlığa
Yolum kula kulluğa
Ben dostunum bil yılan

Mesulüm hayatımdan
Vazgeçmem rahatımdan
İnmem riya atından
Ben dostunum bil yılan

 

Sevilay Şahbaz

 
Feb. 1
 Dinler 50 Toplist - Siteni Ekle Ziyaretcin ArtsinKimler ÇevrimiçiToplam Ziyaretçi SayasıHaftalık Ziyaretçi Sayısı 
Jan. 25
HÜLYAwrote:
Hayat her zaman mükemmeli sunmaz insana..
Bazen kurşundan ağır bir efkar balyası gibi çöküverir omuzlarımıza..
Böylesi durumlarda yapılacak en iyi şey, fırtınaya tutulmuş
bir sandalın güvenli bir liman araması gibi, sığınacak dost bir yürek aramaktır..
Vurgun yemiş bir yüreği, dost bir yürekten gayrı kim kabul eder, kim saklayabilir ki...
Her şeye rağmen hayatı anlamlı kılan dostlarımızdır..
Pazarlıksız, umarsız, kuralsız, sınırsız paylaşımlar için..
Hayata şiir tadında tutunan dost yüreklere...
Sıcak samimi bir merhaba!..
Nov. 14
HÜLYAwrote:
YAN GELIP YATAN ASKER AMA NE YATMA

Oct. 18
YASEMIN gülwrote:
                                                                                                                                                                                             
 

  


!!SELAM SANA!!

Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,

Bir ben değil, âlem Sana kurbandır Efendim.

Selam sana nazlı Nebi!
Selam sana gözbebeği
Mevlanın kudretiyle selam!

Selam sana nuri dilara!Selam sana Hakk habibi,
Rahmanın kudretiyle selam!

Selam sana Andelibi Zişan!Selam sana Muhammedi
Cebrailin yüreğiyle selam!İbrahimce selam sana,
Rahimce selam sana!Gafurca selam!

Selam sana ey yetimler padişahı!Selam sana Ahmedi nefesli yar,
Eyyupça selam sana!Selam sana ya Habiballah!
Selam sana ya Nebiallah!
Selam sana ya Rasulallah!

Ya Rasulallah !Sen, sevmek için istenen;
Can, dudakta istenen;
Sevda ikliminin en güzel mevsiminin!
En güzel çiçeğisin!

Oct. 16
Duyguwrote:
ŞEHİDİM…ÂH ŞEHİDİM!…

Dağların eteğinde kol geziyor ihanet
Canlar yüce Mevla’dan fanilere emanet
Türk’e kurşun sıkana lanet, binlerce lanet!...

Hilalin gölgesinde uykuya dal şehidim
Beratın yüce Kur’an, kefenin al şehidim

Dizlerimin dermanı, gözlerimizin feri
Zalimin karşısında görmeliydin neferi
Mübarek al kanınla suladın dört bir yeri

Karanlık dünyamıza ışık oldun şehidim
Göz pınarlarımıza kan yaş doldun şehidim

Göğüs kafesimizde vatanımız bengisu
Alaca karanlıkta kalleşler kurar pusu
Düşlerimizi yıkar acı barut kokusu

Tarihte ak bir sayfa, gedik açtın şehidim
Fitne, fesat ve şerden, koşup kaçtın şehidim

Melekler ebediyet üfleyince özüne
Semadan harman harman nurlar indi yüzüne
Eğilip bükülmedin, sadık kaldın sözüne

Seninle hüzünlendik, bin kez öldük şehidim
İçimizdeki yası bine böldük şehidim

Posta güvercinleri acı düşürdü öze
Dalgalanan bayrağın sureti düştü göze
Yüksek seciyenizle bu millet çıktı düze

Nice canlar boy verdi toprağında şehidim
Kâinatı seyrettim yaprağında şehidim

Yeri göğü inletti, can yaktı âh ü zârın
Ziyaretgâhı oldu meleklerin mezarın
Gözbebeklerimize değiverdi nazarın

Sen gittin ya kavruldu yüreğimiz şehidim
Ölümünle yıkıldı direğimiz şehidim

Gönül göğünde güneş, belisin yüce dağın
Yıldızlarla donandı, asumanın, otağın
Urbaların kan revan, saçların darmadağın

Gönül bahçelerinde güller soldu şehidim
Toprak senin kanınla vatan oldu şehidim

M. Nihat MALKOÇ
(08 Ekim 2007 / Trabzon)
          AKTÜTÜN KARAKOLUNA YAPILAN SALDIRIYI  KINIYOR ŞEHİTLERE ALLAHTAN RAHMET VE ACILI AİLELERİNE SABIRLAR DİLİYORUM
Oct. 4
ASLI GÜLwrote:
Oct. 3
ASLI GÜLwrote:
MUTLULUK GETİRSİN
BU BAYRAM SİZLERE
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Oct. 1
kadirwrote:
HÜRRİYET OKUMAYA DEVAM EDECEK MİSİNİZ?
Hürriyet gazetesi salı günleri spor eki veriyor.
Spor ekinin Avrupa sayfasında bir harita kullanılmıştı. Harita Avrupa ülkelerini bayrakları ile gösteriyordu.
Türkiye bölümü nasıldı dersiniz?
Tıpkı Türkiye'yi bölünmüş gösteren o meşhur haritalar gibi... Türkiye'nin güneydoğusu uçurulmuş, ortaya bakın nasıl bir Türkiye çıkmış...
Bir ulkeyi bölmek ve yok etmek icin dış güçlerin yaptıgı propagandaları anladıkta bu da neyin nesi oluyor !
Boyle bi haber neden tv ve basında konu edilmedi ....
Noluyoruz ... !!!






En azından bu haberi 1 kişiye dahi olsa ulastırın ...

Tepkisiz kaldıkca bu vatanı her santimine kadar satarlar


ŞİMDİ SORUYORUM SİZLERE 'HÜRRİYET HÜRRİYETTİR' DİYEN VE 'TRENLERİYLE ŞOV YAPAN' BİR GAZETENEİN AMACI NE OLABİLİR 'HÜRRİYET' Mİİ? PEKİ AMA KİME 'HÜRRİYET' ????






 RÖPORTAJA GELLLL... MUTLAKA BAKIN AYRINTIYI GÖRECEKSİNİZ

Vatanı kimin sattığı belli oluyor!!!! 
İşte Perinçek

İşte Perinçek

İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek


İşte Perinçek

VATANINI SEVEN BU E-MAİLİ MUTLAKA ULAŞABİLDİĞİ KADAR ADRESE İLETSİN LÜTFEN.

VATANI VE GELECEĞİ UMURUNDA DEĞİLSE DE SİLSİN ATSIN

(çünkü vatan demek gelecek demektir)



Sept. 26

  

▄▄►ŞAKAĞIMDAKİ KANSA◄▄▄ BU BENİM GÜLÜŞÜMDÜR,NAMERT SÜRÜNMEKTENSE ERKEKCE ÖLÜŞÜMDÜR

╬╣►_K@@N_◄╬╣ 

BU VATANIN EKMEĞİNİ YEYİP İHANET EDENLER YA BU BAYRAĞIN ALTINDA EZİLİRLER YADA ÖLÜRLER

BOZKURTK@@N

Sept. 25
ibrahim xwrote:

selam ülküdaşim
Sept. 18
Picture of Anonymous
TuranDevlet wrote:
Sept. 9
 
     

Image and video hosting by TinyPic

Sept. 6
Bir kurt görün bu gece, rüyanız parçalansın
Bir kutsal ışık görün, riyanız parçalansın
Bir Bozkurt pençesiyle mayanız parçalansın
Bir kurt görün bu gece, bir kurt görün bir beni
Bize artık susmak yok, bir kurt vurun bir beni...

Elin ekmeği ile yaşayan kurt kahrolsun
Boynunda tasma izi taşıyan kurt kahrolsun
Kar yağmış dağlarına, üşüyen kurt kahrolsun
Kahrolsun kurt postunu giyen yalancı kuzu
Dağıtanlar kahrolsun, kurt sesli ordumuzu

Ne düşlerimiz vardı, bir “kara yel” savurdu
Deli taylarımızı hain oklar devirdi
Yoksa, hata yaptık da, Tanrı mı yüz çevirdi?
Ey kurt soylu milletim, ey Tanrı’nın kırbacı !
Bu düzene kanmayın, andolsun ki yalancı !

Kaç kere kuşatıldım, dara düştü umudum
Bayrak gibi devrildi, yere düştü umudum
Tanrı’ya dua ettim, kurtlar gibi uludum
Dedim, bu hüsran artık sonuncu olsun, en son
Dayanacak sabrım yok, yüreğim Ergenekon

Hani, Çinli katuna kanan kağan vardı ya?
Hani, şehzadeleri bir bir boğan vardı ya?
Ve tek kalıp, sütünü kurttan sağan vardı ya?
Bu destanda ben kimim, siz kimsiniz a beyler?
O susuş neler saklar, bu feryat neler söyler?

Bir gün, yerin üstüne gece örtüldüğünde
Binlerce tutsak Bozkurt ipten kurtulduğunda
Mahşeri çığlıklarla gökler yırtıldığında
Bu, bizim dönüşümüz, destanımız olacak
Doğmamış çocuklara şerefimiz kalacak

Ey, öz çocuklarının boynunu sıkan düzen!
Hak kırbacıyla halkın canını yakan düzen!
Devşirme ‘derviş’lere tekke bırakan düzen!
Her hesabın bir tersi, her zulmün süresi var!
Bir tilki hükmü varsa, bir çakal hükmü var!
Bir"KURT TÖRESİ" var;bir de“Bozkurt Töresi” var !
11CA50A.gif   E3B8SD.gif
Aug. 31
ASLI GÜLwrote:
Hayırlıı ve huzurla geçireceğimiz güzel bir Ramazan geçirmeniz  dileklerimle .......Bayrama görüşürüz.
Aug. 31
ASLI GÜLwrote:
HAYIRLI  CUMALAR
Aug. 29
ayprcm-sari kelebekayprcm-sari kelebekayprcm-sari kelebekayprcm-sari kelebekayprcm-sari kelebek

Image and video hosting by TinyPic

“Bakışlar vardır insani ömür boyu ağlatan. Yollar vardır aşılması güç olan.Kalpler vardır acılarla parçalanan. Ve insanlar vardır hiç unutulmayan.Sanma beni sevipte bırakanlardan.Benim sevgim mezara kadar olandan                     Image and video hosting by TinyPic

Aug. 28
ASLI GÜLwrote:
Aug. 22
Image and video hosting by TinyPic 

Sevgi duyguları nasır bağladı
Sevene aşkolsun, sevilene de!
Hoş görü felç oldu, gönül ağladı
Sevene aşkolsun, sevilene de!
Image and video hosting by TinyPic
Sevgi bir hazine asla bitmeyen
Cennete giremez iman etmeyen
İman etmemiştir sevgi gütmeyen
Sevene aşkolsun, sevilene de!
Image and video hosting by TinyPic
Kur’an inanalar kardeştir diyor
Çoğu kalkıp bunu inkar ediyor
Şu insanlık hangi yöne gidiyor
Sevene aşkolsun, sevilene de!
Image and video hosting by TinyPic
O hayvan bu hayvan sanki indeyiz
Kin, nefret, husumet hangi dindeyiz?
Nefsimize köle “Kunda Kinde’yiz”
Sevene aşkolsun, sevilene de!
Image and video hosting by TinyPic
İnsan mı kalmadı, kime bu hitap?
Açıp bakan var mı ne diyor kitap
Ne saygı, ne hürmet, ne ar ne hicap
Sevene aşkolsun, sevilene de!
Image and video hosting by TinyPic
Mikdat der gönüller yıkılır böyle
Hoş görü, dostluktan çıkılır böyle
Kin, nefret, düşmanlık ekilir böyle
Sevene aşkolsun, sevilene de!
SELAMLAR
JÜLYA

Image and video hosting by TinyPic



Aug. 21
ASLI GÜLwrote:
Aug. 16
Aug. 12
 
 
img359/238/sssssssssssssgs5.gif
 
 
Aug. 9
ASLI GÜLwrote:
İşleriniz su gibi aksın,cumanız mübarek olsun.
Aug. 8
ESRA YILMAZwrote:
       VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA
 
           ARMAĞAN OLSUN...
   NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
ESRA YILMAZ/ERZURUM
Aug. 7